TÜRSAB’da iki farklı yol yarışı: Haciz mi? İndirim mi?
TÜRSAB seçimlerinde Firuz Bağlıkaya ve Nezih Hacıalioğlu aidatlar, yönetim tarzı, TÜRSAB TV ve genel kurul erişimi başlıklarında farklı yaklaşımlar sunuyor.

TÜRSAB seçimlerinde iki yönetim modeli öne çıkıyor. TÜRSAB seçimleri. Aidat, yönetim tarzı ve şeffaflık başlıklarında farklı yaklaşımlar dikkat çekiyor.
Hacıalioğlu bilimsel çözüm modeli sunarken Bağlıkaya “kanun engeli” vurgusunu sürdürüyor
TÜRSAB seçimlerine kısa süre kala mevcut başkan Firuz Bağlıkaya ile başkan adayı Nezih Hacıalioğlu arasında yaklaşım farklılıkları dikkat çekiyor. Her iki isim de çeşitli toplantılarda projelerini açıklarken, özellikle aidatlar, yönetim modeli, şeffaflık, TÜRSAB TV’nin işleyişi ve genel kurul erişimi başlıkları seçim tartışmalarının merkezine yerleşti.
Aidat yaklaşımı: “Kanun gerekir” ile “YK kararı yeter” farkı
Mevcut başkan Firuz Bağlıkaya, TÜRSAB TV’de yaptığı açıklamada aidat indiriminin ancak 1618 sayılı kanunda değişiklik yapılmasıyla mümkün olabileceğini belirtti. Bağlıkaya, “Yönetim kurulunun kanundan büyük gücü olamaz” diyerek aidatların düşürülmesinin mevzuat engeline takıldığını ifade etti.
Başkan adayı Nezih Hacıalioğlu ise konuyu farklı bir çerçevede ele alıyor.
Hacıalioğlu’nun hukukçu, mali müşavir ve sektör profesyonellerinden oluşan ekibiyle hazırladığı çalışma; aidat yükünün kanun değişmeden de yönetim kurulu kararıyla fiilen azaltılabileceğini öngörüyor.
Bağlıkaya, TÜRSAB TV’de yaptığı açıklamada, kendisine iletilen Turizm Politika’nın sorusu üzerine “Aidat borçlarıyla ilgili haciz işlemleri olacak mı?” sorusuna yanıt verdi. Yanıtı, alışıldık şekilde yine kanunlara dayandırdı: Elimizden geleni yapacağız ! fakat “Üç yıldan geriye dönük borcu olanlara haciz işlemleri başlayacak.”
Bu sözler, binlerce acentayı yakından ilgilendiriyor; çünkü pandemi sonrası toparlanamayan sektör için haciz tehdidi artık bir mali değil, varoluşsal sorun haline geldi.
Hacıalioğlu’nun modeline göre:
- 2026 için öngörülen yıllık 32.500 TL’lik aidatın %75’i üyeye teknoloji harcama çeki olarak geri verilebiliyor,
- TÜRSAB’a kalan 7.500 TL ile kurumun israf kalemlerinin kısılması planlanıyor,
- Bu sayede aidat yükü fiilen düşmüş oluyor.
İki aday arasındaki temel fark burada ortaya çıkıyor:
Bağlıkaya kanun zorunluluğuna işaret ederken,
Hacıalioğlu mevzuat çerçevesinde yönetim kurulu inisiyatifinin yeterli olduğunu savunuyor.
Yönetim tarzı tartışması: Kurul iradesi ve bürokrasi iddiaları
Bağlıkaya, tüm kararların yönetim kurulunun oy birliğiyle alındığını belirtirken, sektörde sıkça dile getirilen “kararların 2–3 TÜRSAB çalışanı tarafından şekillendirildiği” iddialarına programda doğrudan yanıt vermedi.
Hacıalioğlu’nun ekibi ise yönetime dair planlarında;
- kurulun etkinleştirilmesi,
- karar süreçlerinin şeffaflaştırılması,
- üyeye karşı hesap verebilirliğin artırılması
başlıklarını öne çıkarıyor.
TÜRSAB TV’nin rolü ve maliyeti gündemde
Her iki adayın açıklamaları sırasında TÜRSAB TV’nin maliyeti ve yayın politikası da tartışma konusu oldu.
Mevcut yapı;
- aidatlarla finanse edilmesi,
- yüksek maliyet iddiaları,
- yayınlara aday eşitliği konusunda soru işaretleri
nedeniyle eleştiriliyor.
Bağlıkaya, adayların kendi platformlarının bulunduğunu ve TÜRSAB TV’nin seçim propagandasına kapalı olduğunu belirtirken, muhalif ekip ekran eşitliğinin üyeler tarafından talep edilen bir standart olması gerektiğini savunuyor.
Genel kurul erişimi: “Maliyet eşitliği değil erişim eşitliği” vurgusu
Genel kurula katılım için şehir dışından gelen üyelere sağlanan konaklama destekleri, seçim öncesi tartışma yaratmıştı.
Uygulama, daha önce alınmış genel kurul kararına dayanıyor.
Burada temel yaklaşım iki adayda da örtüşüyor:
Demokraside esas olan maliyet eşitliği değil, erişim eşitliği.
Van’dan, Hatay’dan veya Trabzon’dan gelen bir üyenin maliyetinin Bursa’dan gelenle aynı olması beklenemeyeceği için, tüm üyelerin sandığa erişebilmesini sağlayan mekanizmaların korunması gerektiği görüşü öne çıkıyor.
Tartışmalar, uygulamanın şeffaf kriterlerle yapılması noktasında yoğunlaşıyor.
“İşlevsizlik” eleştirileri ve kurumun durumu
TÜRSAB TV’deki konuşmasında Bağlıkaya’ya, “Önümüzdeki üç yıl için vaatleriniz neler?” sorusu yöneltildi. İlk vaadi, her zamanki gibi “kanunun çıkması” oldu. Ancak sonrasında yaptığı açıklamalar şaşkınlık yarattı.
Kendi döneminde yönetimden sorumlu biri gibi değil, sanki muhalefet adayıymışçasına konuştu:
“Her üye, haklı olduğu konuda TÜRSAB’ın desteğini arkasında hissedecek.”
“İşlevsiz, hiçbir mesleki faydası olmayan, kamu ile ilişkileri kötü , aidat toplayıp üstüne yatan bir TÜRSAB istemiyoruz.”
Bu ifadeler, bir itiraf mıydı, yoksa seçime dönük stratejik bir çıkış mı? Üç dönemdir başkanlık koltuğunda oturan bir ismin, kurumu bu kadar sert biçimde eleştirmesi, üyeler arasında da “öz eleştiri mi yapıyor, yoksa unuttu mu?” sorusunu gündeme getirdi.
Hacıalioğlu cephesi ise mevcut durum tespitini yaparken çözüm odaklı bir çerçeve sunuyor ve kurumun “yeniden yapılandırılması” gerektiğini vurguluyor.
İki aday arasındaki temel fark: Yaklaşım
Firuz Bağlıkaya:
- Aidat indirimi için kanun değişikliği şart diyor.
- Mevcut yönetim modelini koruyor.
- TÜRSAB TV ve karar süreçlerine dair eleştirileri “mevzuat ve teamüller çerçevesi” olarak açıklıyor.
Nezih Hacıalioğlu:
- Kanun değişmeden de yönetim kurulu kararıyla aidat yükünün hafifletilebileceğini savunuyor.
- Bilimsel bir ekip ile hazırlanan çözüm planı sunuyor.
- Şeffaflık, hesap verebilirlik ve kurul etkinliği temelinde yeni bir yönetim modeli öneriyor.
Son tablo
TÜRSAB, yaklaşan genel kurulda iki farklı yönetim anlayışı arasında karar verecek:
- Mevcut yapıyı sürdüren, çözümü Ankara’daki mevzuat değişikliğine bağlayan bir yaklaşım…
ya da - Bilimsel çalışma, hesaplanabilir model ve yönetim kurulu iradesi üzerine kurulu, aidat yükünü fiilen azaltmayı hedefleyen yeni bir yaklaşım…
Tercih, oy kullanacak üyelerde olacak.
Kaynak: TÜRSAB TV