Bahane ekonomisi şirketleri iflasa sürüklüyor
Şirket iflaslarının arkasında hep dışsal nedenler sıralanıyor. Oysa asıl mesele şirketlerin iç reflekslerini kaybetmiş olmaları. Yönetilemeyen riskler sistemik bir sorun haline geldi.

Fazilet ÇAVDAR yazdı :
Konkordato ve iflas haberlerinde hep dışsal nedenler öne çıkarılıyor. Oysa asıl neden şirketlerin iç yönetim reflekslerindeki zayıflık. Bahane ekonomisi sona ermeli.
Bahane ekonomisi şirketleri iflasa sürüklüyor
Her gün benzer bir iflas haberiyle karşılaşıyoruz. Cümleler neredeyse şablon hâline geldi:
“Kısa sürede önemli bir oyuncu haline gelen firma, ekonomik zorluklar, artan maliyetler, döviz kuru dalgalanmaları ve tedarik zincirindeki sorunlar nedeniyle konkordato talebinde bulundu.”
Bu ifadeler, sadece kamuoyunu değil, karar vericileri de yönlendiren bir kurgu oluşturuyor. Sorunlar hep dışsal. Hep başımıza gelenler suçlu. Ama gerçek öyle mi?
Her kriz bir ilk değil
Hammadde fiyatları artıyor, döviz dalgalanıyor, enflasyon yükseliyor, jeopolitik riskler tırmanıyor… Bu problemler 100 yılda bir mi yaşanıyor? Elbette hayır. Ben 1999 yılında bankacılığa başladım. O tarihten bu yana sayısız ekonomik kriz gördüm. Her biri benzersizdi ama hiçbiri sürpriz değildi.
Şirketler bu krizleri öngörmek ve hazırlıklı olmak zorundadır. Ancak biz, her krizde “bu defa farklı” diyerek suçu dış koşullara yıkıyoruz.
Gerçek neden içeride gizli
Bugün bir şirketin konkordato ilan etmesi, iflasa sürüklenmesi nadir bir vaka değil. Çünkü:
- Her işi yapabileceğini düşünen şirketler odaklarını kaybediyor.
- Sermaye biriktirmek yerine borçlanmayı sermaye sanıyoruz.
- Planlamadan satış yapıyoruz; analiz ve veri eksik.
- Danışmanlık hizmetlerinin etkisini ölçmüyoruz.
- Risk yönetimi sistematik değil.
- Kriz öncesi değil, kriz sonrası önlem alıyoruz.
Sonuç mu? Sürpriz olmayan konkordatolar.
Ne yapılmalı?
Bahane üretmekten vazgeçip, şirket reflekslerini güçlendirmeliyiz. Bunun için:
- Haftalık nakit akışı takibi yapılmalı
- Borçlar zamanında yapılandırılmalı
- Bankalarla iletişim sıkı olmalı
- Eldeki stoklar eritilmeli, nakde dönüş öncelikli olmalı
- Alternatif finansman araçları araştırılmalı
- Dijitalleşme ve maliyet yönetimi eş zamanlı sürdürülmeli
- Şirket dışı rehberlik ve uzmanlık desteği alınmalı
Bu adımlar sadece bugünün değil, geleceğin de krizlerine karşı hazırlıklı bir yapı kurar.

Strateji mi? Tesadüf mü?
Konkordato süreci çoğu zaman kötü yönetilen risklerin sonucudur. Başarı gibi görünen tablolar, rakiplerin daha kötü durumda olması nedeniyle öne çıkıyorsa, bu başarı değildir.
Büyüme modeli makro koşullara mı bağlı? Yoksa her senaryoya karşı dirençli ve sürdürülebilir mi? Bu sorulara dürüstçe cevap verilmediği sürece, sadece bahaneler konuşulmaya devam eder.
Bahanelerle değil, verilerle yol almalı
Ekonomik zorluklar elbette hafife alınamaz. Ancak krizleri sadece çevresel koşullara bağlamak, çözüm değil kaçıştır. Şirketlerin iç sistemleri güçlü değilse, dış etkenler bahane olmaktan öteye geçer.
Bugün bir kavşaktayız. Ya “bahane ekonomisi” ile yola devam edeceğiz, ya da stratejik, refleksi güçlü, veriye dayalı yeni bir anlayışla yolumuzu bulacağız.
Karar bizim…