Gergedanlar: İnsan olmanın trajedisi
Ionesco’nun absürd başyapıtı Gergedanlar, AKM sahnesinde yeniden hayat buldu. Oyun, insan olmanın anlamına dair sorgulamayı Mine Söğüt’ün edebi mirasıyla buluşturan bir çağrı niteliğinde.

Eugene Ionesco’nun Gergedanlar oyunu, AKM sahnesinde insanın dönüşümünü trajikomik bir dille sorguluyor. Oyun, Mine Söğüt’ün Gergedan’ıyla kurduğu edebi bağla çağın vicdanına sesleniyor.
AKM sahnesinde insan olmanın bedeli sorgulanıyor
Eugene Ionesco’nun 20. yüzyılın en çarpıcı tiyatro metinlerinden biri olan Gergedanlar, AKM Tiyatro Salonu’nda yönetmen Güray Dinçol’un rejisiyle izleyici karşısında. Absürd tiyatronun simgesi sayılan eser, sıradan insanların birer gergedana dönüştüğü bir kasabayı anlatırken, bireyin toplum baskısı karşısındaki kırılganlığını sahneye taşıyor.
Ionesco’nun metni, yazıldığı dönemde totalitarizme, kör itaate ve toplumsal konformizme karşı bir çığlıktı. Bugün ise aynı çığlık, farklı bir biçimde yankılanıyor: İnsan olmanın, duyarlılığını korumanın ve vicdanını kaybetmemenin giderek zorlaştığı bir çağda, Gergedanlar hâlâ taze, hâlâ rahatsız edici.
Dönüşümün dönüşümü: Söğüt’ün Gergedan’ı
Bu sahneleme, yalnızca klasik bir metnin yeniden yorumlanması değil; aynı zamanda Mine Söğüt’ün “Gergedan” adlı kitabıyla başlayan edebi bir sürekliliğin sahneye yansıması. Söğüt, Ionesco’nun “toplumun gergedanlaşması” metaforunu bireyin iç dünyasına taşımıştı.
Edebiyat eleştirmenlerine göre Söğüt’ün Gergedan’ı, Ionesco’nun bıraktığı sorulara günümüzün gerçeklerinden cevap veriyor:
“İnsan neden susar?”, “Normalleşmek aslında bir tür suç ortaklığı mıdır?”, “Dönüşmek mi, direnmek mi?”
Bu çerçevede AKM sahnesindeki Gergedanlar, artık yalnızca bir oyun değil; insan olmanın, dönüşümün ve toplumsal vicdanın sürekliliğini tartışan bir sanat diyalogu hâline geliyor.
Absürdün mirası ve Türk tiyatrosuna yansıması
Ionesco’nun başyapıtı, absürd tiyatronun klasikleşmiş diliyle izleyiciyi sorgulamaya çağırıyor.
“İnsan kime denir? Gergedan kime?” sorusu, sahnede trajikomik bir yankı buluyor.
Oyunun dekor tasarımı Nur Sinem Mete, kostüm tasarımı Dilek Kaplan, ışık tasarımı Önder Ay, müzik Berkay Özideş imzalı.
Hakan Kahraman, Berenger rolünde insanın iç hesaplaşmasını yalın bir dille aktarıyor.
Oyunun felsefi alt metni, Kafka’nın “Dönüşüm”ünden Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar”ına, Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nden Mine Söğüt’ün “Gergedan”ına uzanan uzun bir “başkalaşım” zincirinin sahne izdüşümü niteliğinde.
Bu zincir, insanın hem içsel hem toplumsal dönüşümünü edebiyatın ortak vicdanına dönüştürüyor.
Erişilebilir sanat yaklaşımı
30 Kasım 2025, Pazar günü saat 15.00’te sahnelenecek oyun, Türk Telekom’un katkılarıyla sesli betimleme ve üst yazı uygulamaları kullanılarak erişilebilir hâle getirilecek. Böylece işitme ve görme engelli sanatseverler de AKM sahnesinde insan olmanın anlamını sorgulayan bu deneyime katılabilecek.
AKM’deki bu sahneleme, bir tiyatrodan çok daha fazlası.
Bu oyun, Ionesco’nun “toplumun gergedanlaşması” eleştirisini, Mine Söğüt’ün “bireyin sessiz dönüşümü” ile buluşturarak çağımızın en keskin sorusunu yeniden soruyor:
“Biz hâlâ insan mıyız, yoksa çoktan gergedan mı olduk?”
Kaynak: AKM