Milli parklarda yetki toplandı tartışma büyüdü
11 Mart 2026’da kabul edilen 7576 sayılı kanun, milli parklar ve korunan alanlarda yetki, gelir, denetim ve turizm tahsislerine ilişkin yapıyı değiştirdi. Teklif, çok sayıda AK Parti milletvekilinin imzasıyla yasalaştı.

7576 sayılı kanun, milli parklar, tabiat parkları, sulak alanlar, av koruma faaliyetleri ve turizm amaçlı tahsislerde yetki ve gelir dengesini yeniden kuran kapsamlı bir düzenleme olarak Meclis’ten geçti. 11 Mart 2026’da kabul edilen kanun, yalnızca idari yapıyı değiştirmekle kalmıyor; izin, denetim, tahsilat, yaptırım ve kullanım hakları bakımından da Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün alanını genişletiyor.
Kanun metnine bakıldığında en dikkat çekici yön, farklı başlıklarda dağınık duran yetkilerin Genel Müdürlük ekseninde toplanması oldu. Çevre Kanunu, Milli Parklar Kanunu ve Kara Avcılığı Kanunu’nda yapılan değişikliklerle birlikte denetim, idari yaptırım, gelir toplama, plan hazırlama, izin verme ve bazı taşınmaz işlemlerinde daha merkezi bir model öne çıktı.
Metin, korunan alanların daha etkin korunması gerekçesiyle hazırlandı. Ancak aynı düzenleme içinde özel hukuk tüzel kişilerine verilebilecek izinlerin açık biçimde tanımlanması, turizm amaçlı üst hakkı ve kullanım bedellerine ilişkin hükümlerin genişletilmesi, koruma eksenli bir çerçeve ile kullanım ve gelir eksenli bir yaklaşımın aynı pakette buluştuğunu gösterdi.
Bir başka dikkat çeken nokta ise çok sayıda düzenlemenin ileride çıkarılacak yönetmeliklere bırakılması oldu. Planlara ilişkin usul ve esaslardan izin süreçlerine, yapılaşma koşullarından memurların çalışma esaslarına kadar birçok başlıkta son sözü yine Genel Müdürlükçe çıkarılacak düzenlemeler belirleyecek.
Yetki toplandı gelir kalemleri genişledi
Kanunun ilk maddeleriyle birlikte, biyolojik çeşitlilik, sulak alanlar ve bazı çevresel yaptırımlar bakımından Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü doğrudan yetkili hale getirildi. İdari yaptırımlara karşı açılacak davaların da Genel Müdürlüğe karşı açılacağının açıkça yazılması, kurumsal sorumluluğun da aynı merkezde toplandığını gösterdi.
Milli Parklar Kanunu’nda yapılan değişikliklerle “alan kılavuzu” ve “av ve doğa koruma memuru” tanımları kanuna girdi. Böylece ziyaretçi yönetimi, saha denetimi ve koruma faaliyetleri için yeni bir idari çerçeve oluşturuldu. Bu çerçeve, kağıt üzerinde koruma mekanizmasını güçlendiren bir adım olarak sunulsa da, pratikte genişleyen bürokratik takdir alanı nedeniyle tartışma başlıklarını da büyüttü.
Planlama maddesinde yapılan değişikliklerle, milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanlarına ilişkin uzun devreli gelişme planı, gelişme planı ve yönetim planlarının Genel Müdürlükçe hazırlanması veya hazırlattırılması hükme bağlandı. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezlerinde turizm yatırımlarına ilişkin plan kararlarının da Genel Müdürlüğün olumlu görüşü alınarak sonuçlandırılacağı yazıldı.
Burada çizilen tablo, korunan alanlarda turizm kararlarının dışında kalan değil, doğrudan kanunun içine yerleştirilen bir yaklaşım oldu. Koruma alanları ile turizm yatırımları arasındaki ilişki, bu yeni metinde daha görünür hale geldi.
Özel kişilere izin yolu açık bırakıldı
Kanunun en fazla dikkat çeken maddelerinden biri, milli park ve tabiat parklarında bazı altyapı ve iletim hatları için gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri lehine bedeli karşılığında izin verilebilmesine ilişkin hüküm oldu. Ulaşım, elektrik iletim ve nakil hattı, petrol ve doğalgaz iletim hattı, trafo, haberleşme, su, termal su ve atık su gibi altyapılar için Bakanlıkça izin verilebileceği açıkça düzenlendi.
Metinde, bu izinlerin planlara uygun olması, kamu yararı ve zaruret şartı aranacağı belirtildi. Ancak aynı maddede içme suyu temini açısından aciliyet gösteren ve kamu yararı bakımından vazgeçilmez olduğu belirtilen tesisler için uzun devreli gelişme planı ya da gelişme planı şartının aranmayacağı da yazıldı. Böylece istisna kapısı da aynı anda açılmış oldu.
Bu hüküm, korunan alanlarda kullanım baskısının hangi sınırlar içinde kalacağı sorusunu daha görünür hale getiriyor. Kanun, bir yandan koruma vurgusu yaparken diğer yandan özel kişilere verilebilecek izinleri geniş ve ayrıntılı biçimde tarif ediyor.
Ayrıca el konulan yapı ve tesislerin, inşa halindekiler dahil olmak üzere, başka bir karara gerek kalmaksızın derhal yıkılabileceğine ilişkin hüküm de metne girdi. Bu ifade, kaçak yapılaşmaya karşı sert bir yetki tanımlarken, idarenin uygulama alanını da oldukça genişletiyor.
Döner sermaye ve tahsilat düzeni öne çıktı
Kanun yalnızca koruma ve denetim alanını değil, gelir mimarisini de baştan kuruyor. Genel Müdürlüğün gelirleri ayrı ayrı sayıldı; Hazine yardımları, satış gelirleri, kiralamalar, tazminatlar, şartname ve doküman satışları, danışmanlık ve etüt gelirleri, idari para cezalarının bir bölümü, döner sermaye yıl sonu karı, bağış ve diğer gelirler tek maddede toplandı.
İdari para cezalarının yüzde 25’inin Genel Müdürlük bütçesine, yüzde 75’inin genel bütçeye gelir kaydedileceği hükme bağlandı. Benzer biçimde avcılık belgesi harçları ve katılım payları bakımından da Genel Müdürlük Döner Sermaye İşletmesine aktarılacak paylar düzenlendi. Böylece yaptırım, tahsilat ve kurumsal bütçe arasındaki ilişki daha doğrudan hale getirildi.
Kanun, döner sermayeli işletme kurma yetkisini de açık biçimde tanımladı. İhtiyaç duyulan hallerde döner sermayeli işletmeler kurulabilecek, tahsis edilen sermaye miktarını beş katına kadar artırmaya ise Cumhurbaşkanı yetkili olacak. İşletmelerin faaliyet alanı, gelirleri, giderleri ve denetimine ilişkin çerçeve de yine yönetmelikle belirlenecek.
Bu yapı, koruma idaresinin klasik bütçe disiplini yanında gelir üreten ve tahsilatla beslenen bir mali modele doğru kaydığını ortaya koyuyor. Kanun metninde bu durum doğrudan eleştirel bir dille ifade edilmese de, gelir kalemlerinin ayrıntılı biçimde tanımlanması ve tahsilat akışlarının açıkça düzenlenmesi, mali ayağın ne kadar güçlü kurgulandığını gösteriyor.
Turizm tahsislerinde yeni işlem zinciri kuruldu
Kanunun en kritik başlıklarından biri de turizm amaçlı yatırım gerçekleştirilmek üzere kesin tahsis yapılan Hazine taşınmazları üzerinde üst hakkı tesisine ilişkin hükümler oldu. Bu taşınmazlar üzerinde gerçek veya tüzel kişiler lehine tapuda üst hakkı tesisi ve buna bağlı sözleşme işlemlerinin Genel Müdürlük tarafından yürütüleceği düzenlendi.
Burada yalnızca yeni tahsisler değil, daha önce verilmiş kesin izin ve kesin tahsisler de kapsama alındı. Geçici maddeyle, 1 Ocak 2026’dan itibaren bazı sözleşmelerin tarafının yenilemeye gerek olmaksızın Genel Müdürlük sayılacağı yazıldı. Kullanım ve üst hakkı bedelleri ile hasılat paylarının hesaplanması, takibi ve tahsili de Genel Müdürlükçe yapılacak.
Bu hüküm, korunan alanlar ile turizm yatırım ilişkisini yalnızca plan kararı düzeyinde değil, doğrudan taşınmaz ve gelir yönetimi düzeyinde yeniden kuruyor. Kanunun başlığı milli parklar ve doğa koruma eksenli olsa da, metnin önemli bir bölümünde yatırım, tahsis, üst hakkı ve bedel tahsilatı gibi başlıkların öne çıkması dikkat çekiyor.
Kısacası, kanun korunan alanların idaresini sadeleştirmekten daha fazlasını yapıyor. Aynı zamanda turizm amaçlı kullanım süreçlerinde kimin yetkili olacağını, gelirin nereye akacağını ve sözleşme zincirinin hangi kurum üzerinden yürüyeceğini de yeniden tanımlıyor.
Cezalar arttı denetim sertleşti
Kara Avcılığı Kanunu’nda yapılan değişikliklerle birlikte avcılık belgesi olmadan avlananlara 10 bin lira, avlanma izni olmadan ve avlaklarda izin almadan avlananlara ise 5 bin lira idari para cezası öngörüldü. Aynı fiillerin beş yıl içinde tekrarı halinde cezanın üç kat uygulanacağı da hüküm altına alındı.
Bazı yasaklı faaliyetler için bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası öngören düzenleme de kanuna girdi. Av ve doğa koruma memurları ile orman muhafaza memurlarının görev alanı genişletildi, idari yaptırım kapasitesi güçlendirildi.
Bu bölüm, kanunun en sert yüzünü oluşturuyor. Koruma adına denetimin ve cezanın ağırlaştırılması, sahadaki ihlallerle mücadele bakımından güçlü bir araç sunuyor. Ancak aynı kanunda izin, tahsis ve kullanım başlıklarının da genişletilmesi, koruma ile kullanım arasındaki dengenin hangi yöne eğileceği sorusunu canlı tutuyor.
Metin, bir tarafta daha sıkı takip ve denetim vurgusu taşırken, diğer tarafta korunan alanlarda özel kişi ve şirketlerle kurulacak ilişkiyi ayrıntılandırıyor. Bu ikili yapı, kanunun en çok tartışılacak taraflarından biri olmaya aday görünüyor.
Teklifin yasama süreci ve imza sahipleri
Kanun teklifi, 28’inci Yasama Dönemi 4’üncü Yasama Yılı kapsamında 2/3308 esas numarasıyla 10 Ekim 2025’te Meclis Başkanlığına sunuldu. Esas komisyon olarak Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu rapor verdi. Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu, Çevre Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu ise tali komisyon olarak listelendi ancak rapor vermedi.
Teklif, 11 Mart 2026’da kabul edilerek 7576 sayılı kanun haline geldi. Cumhurbaşkanlığına gönderiliş tarihi ise 12 Mart 2026 olarak kayda geçti.
Teklifte imzası bulunan milletvekilleri şöyle sıralandı:
Rukiye Toy, Mehmet Baykan, Cevahir Asuman Yazmacı, İsmail Erdem, Tuğba Işık Ercan, Ali İnci, Mehmet Sait Yaz, Mustafa Yavuz, Muhammet Müfit Aydın, Bayar Özsoy, Adem Yeşildal, Kemal Karahan, Tuba Köksal, Süleyman Karaman, Ümmügülşen Öztürk, Orhan Yegin, Mehmet Eyup Özkeçeci, Ahmet Mücahit Arınç, İbrahim Yurdunuseven, Yusuf Ziya Aldatmaz, Saffet Bozkurt, Osman Zabun, Adem Korkmaz, Kadem Mete, Lütfiye Selva Çam, Çiğdem Karaaslan, Hulusi Akar, Rümeysa Kadak, Halit Yerebakan, Fehmi Alpay Özalan, Abdürrahim Dusak, Çiğdem Koncagül, Adem Çalkın, Mustafa Hakan Özer, Mervan Gül, Arslan Tatar, Hasan Çilez, Şahin Tin, Yücel Arzen Hacıoğulları, Faruk Kılıç, Ali Özkaya, Ali Kıratlı, Fatma Öncü, Abdurrahim Fırat, Veysal Tipioğlu, Derya Yanık, Resul Kurt, Cüneyt Yüksel, Mustafa Varank, Hasan Arslan, Harun Mertoğlu, Osman Sağlam, Hüseyin Altınsoy, Süleyman Şahan, Suna Kepolu Ataman ve Mestan Özcan.
İlk imza sahipleri ise Sivas Milletvekili Rukiye Toy ile Konya Milletvekili Mehmet Baykan oldu.
7576 sayılı kanun, ilk bakışta doğa koruma ve denetim kapasitesini artıran bir düzenleme görüntüsü veriyor. Ancak maddeler birlikte okunduğunda, korunan alanlarda yetki toplayan, gelir akışını yeniden düzenleyen, turizm tahsislerini işlem merkezine alan ve pek çok başlığı yönetmeliklere bırakan daha geniş bir idari dönüşüm tablosu ortaya çıkıyor.
Kanun bu haliyle yalnızca milli parkların korunmasına ilişkin teknik bir revizyon değil. Aynı zamanda korunan alanlarda karar, izin, tahsilat ve uygulama gücünün hangi kurumda toplanacağını belirleyen kapsamlı bir yeniden dağıtım metni niteliği taşıyor. Metnin en çok tartışma yaratacak yönü de tam burada başlıyor.
Kaynak: TBMM