TÜRSAB genel kurulunda hukuksuzluk gölgesi
Diyaeddin Şahin yazdı : 26.TÜRSAB Genel Kurulu, alışılmış hareketliliğin uzağında, sessiz bir atmosferde başladı. Düşük katılım ve tartışmalı uygulamalar, seçim sürecine gölge düşürdü.

26.TÜRSAB Genel Kurulu düşük katılım ve tartışmalı kararlarla gündeme geldi. Hukuksuzluk iddiaları, seçim sürecine gölge düşürdü.
26. TÜRSAB Genel Kurulu öncesinde dikkatler yeniden seçim sürecine çevrilirken, HURSAD Başkanı Diyaeddin Şahin, genel kurulun ilk gününe dair gözlemlerini ve seçim atmosferine ilişkin değerlendirmelerini kaleme aldı. Şahin, yazısında sürecin adil ve şeffaf yürütülmediğine vurgu yaparken, HURSAD’ın bu seçimde kurumsal bir taraf olmadığını ancak kişisel olarak oyunu Aylin Hanım ve listesine vereceğini açıkça ifade ediyor. “Bir, sıfırdan büyüktür; hiç yoktan iyidir” sözleriyle gecikmiş muhalif birlikteliğe atıfta bulunan Şahin, seçim sürecinde hukuk ve etik değerlere olan inancını vurguluyor.
Diyaeddin Şahin yazdı:
Genel kurulun ilk gününe dair değerlendirme
- TÜRSAB Genel Kurulu’nun birinci günü heyecansız ve ruhsuz bir gün olarak anılacaktır; zira önceki genel kurullarda hissedilen o hareketlilikten eser yoktu. Muhalif adaylar salon hâkimiyetini tamamen Bağlıkaya’ya bırakmışlardı. Denetim kurulu ve yönetim kurulu raporlarının ibra oylamasında “hayır” deme cesareti gösterebilen neredeyse yoktu maalesef. İbra etmeyen az sayıdaki kişiden biri olarak ziyadesiyle mutluyum ve ilerleyen günlerde ibra etmememin sebebini kamuoyuyla daha detaylı paylaşacağım.
Nezih Bey’in kitapçık tepkisi ve yaşananlar
Günün tek hararetli anı, Nezih Bey’in faaliyet raporlarının yer aldığı kitapçıkları yere atmasıydı; o andan sonra yaşananlar komedi filmlerine taş çıkaracak cinstendi. Bağlıkaya ve yandaşları habbeyi kubbe yaptı; sanki Nezih Bey kutsal bir kitabı yere atmış gibi ortamı ajite etmeye çalıştılar. Hele Bağlıkaya’nın üçüncü sınıf taşra siyasetçilerine taş çıkaran hamaseti, taraftarlarını mest etse de makul çoğunluğu sadece güldürdü; inanılmaz bir sahneydi.
“Onların dili kin dili, bizim dilimiz sevgi dili” edebiyatının ne kadar ironik olduğu ortadaydı; zira sevgi pıtırcığı Bağlıkaya’nın üç yıl önceki genel kurulda bir meslektaşımıza savurduğu sinkaflı küfürlerin ne kadar sevgi dolu olduğu hepimizin malumu. Nezih Bey’in o davranışına mal bulmuş mağribi gibi atlamaları ve uzun süre üstünde tepinmeleri, başkan adayı Aylin Hanım’ı da etkilemiş olmalı ki konuşmasına başlarken kendisini o davranıştan soyutlamak için birkaç kelam edip hareketi talihsiz bulduğunu söyledi.
Oysa bunu yapmak yerine “Hayırdır, sizin yalanlarla dolu bu zırvalarınıza kutsal kitap muamelesi yapmamızı mı bekliyorsunuz?” demeli, hatta aynı hareketi kendisi de yapmalıydı. Siyaset iddia ve cesaret işidir!
Seçime katılım beklentisi
Gelelim 23 Kasım’da yapılacak seçime; bu seçimde katılımın 4.000–4.500 civarında olacağını bekliyorum. 25. dönemde 3.500 yeni üyeye rağmen seçime katılımın bir önceki dönemden çok farklı olacağını sanmıyorum.
Muhalefet cephesi ve birleşme süreci
Bir de muhalefet cephesini değerlendirelim; kamuoyu uzun süre iki muhalif adayın birleşmesini bekledi ve bu konuda hem Aylin Hanım’a hem de Nezih Bey’e ciddi baskılar yapıldı. Süre uzadıkça parçalı muhalefet görüntüsü derinleşti, muhalif seçmende bıkkınlık ve umutsuzluk arttı.
Biz de bu tabloyu gördüğümüz için görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşıp hiçbir adayı desteklemeyeceğimizi açıkça söyledik; bu, yaptığımız istişareler sonucunda aldığımız ortak bir karardı ve bunu ilan ettik. Zaten üyelerimizin yarısından fazlası, oluşan umutsuzluk ortamında seçime gelmeyi zaman kaybı olarak değerlendirdi ve çoğu yurtdışına çıktı. Hiç kimseye “kalın, oyunuzu verin” demedik.
Son dakika gerçekleşen birleşme sonrası genel kurula katılma kararı aldık; ancak bu konuda da hiçbir meslektaşımıza ısrarcı olmadık. Dileyen, vakti olan, bizi görmek ve bir bardak çay içmek isteyen arkadaşlarımızdan bir kısmı seçime katılacak; ancak çok büyük bir kısmı iş yoğunluğunun en yüksek olduğu bu dönemde İstanbul’da hatta Türkiye’de bile olmayacak.
Ben kişisel olarak Bağlıkaya’ya oy verecek değilim; açıkça söylüyorum, oyumu Aylin Hanım ve listesine vereceğim. Görünen o ki, seçime katılabilecek olan arkadaşlarımız da aynı yönde oy kullanacak. Geç kalınmış bir güç birliği olsa da “bir, sıfırdan büyüktür; hiç yoktan iyidir” denecektir.
Ancak hiçbir adayın listesinde yer almadık, kimseye kurumsal bir desteğimiz hâlâ yok. Kampanyasında etkin bir biçimde bulunmadığımız, sloganlarında ve vaatlerinde izimizi taşımayan bir yarışta kurumsal kimliğimizle sahneye çıkmak istemiyoruz. HURSAD bu seçimin bir tarafı veya parçası değildir.
Bağlıkaya’nın kararları ve bilgi avantajı tartışması
Bir önceki yazımda Bağlıkaya’yı ironik bir dille tebrik ve takdir etmiştim; Bakan Bey’le kavgalıyken bakanlık bürokrasisiyle bu kadar iyi geçinmesi ve onlar tarafından korunuyor olması ilginç olduğu kadar takdiri de hak ediyor, çünkü bunca hukuksuzluğa rağmen hâlâ görevinde kalabilmesi eşine ender rastlanacak bir durumdur.
Bakınız, adam 27 Ağustos’ta bir yönetim kurulu kararı alıyor ve bu kararda genel kurulun ne zaman, nerede yapılacağı ile İstanbul dışından geleceklerin konaklama ve ulaşımına ilişkin uygulamanın nasıl yapılacağı belirleniyor. Peki diğer başkan adayları ve seyahat acentaları bundan ne zaman haberdar ediliyor? 7 Kasım’da. Yani tam 2,5 ay sonra.
Böylece başkan adaylarından biri (Bağlıkaya) seçime giderken en hayati bilgilere aylar öncesinden sahip fakat diğer adaylar hiçbir şeyden haberdar değil. Diğer adaylar konaklama organizasyonu yapmanın hesabını yaparken, para bulmaya uğraşırken ya da bulamazken sahada ecel terleri dökerken; mevcut başkan “nasıl olsa tüm konaklamaları TÜRSAB karşılayacak” rahatlığıyla listeler hazırlayabiliyor.
Bu gayrimeşru bilgi, oyunun tüm kaderini değiştirecek niteliktedir.
Duyurular, tarih manipülasyonu ve hukuksuzluklar
Aylarca tepe tepe kullandığı bilgiyi seçime çok az kalmışken açıklıyor hem de skandal bir duyuruyla. Duyurunun maddeleri başlı başına eşitsizliğin ve ayrımcılığın itirafıdır: BTK tarafından bildirilen listelerde olanların konaklama ve ulaşım masrafları TÜRSAB tarafından karşılanacak, diğerlerinin ise belgelerse ve aidat borcu yoksa 8.000 TL alabileceği gibi bir garabet ortaya konmuştur.
Bu konuda yazdığım eleştiriden kısa süre sonra duyuru değiştiriliyor; ancak 11 Kasım’da değiştirilen duyuru hâlâ 7 Kasım tarihiyle duruyor. Bunun adı manipülasyon falan değildir; düpedüz belge tahrifidir. Tarihle oynayarak gerçeği saklamaya çalışma, kamuoyunu yanıltma, kısacası hileli işlemdir.
Yeni hâliyle duyuru, dili biraz makyajlanmış; sanki BTK listeleri hazır değilmiş, başvurular hâlâ açıkmış gibi bir izlenim yaratılmaya çalışılmış. Tepkiler dinmeyince 14 Kasım’da yeni bir duyuruyla herkesin konaklamasının yapılabileceği açıklanıp bir kayıt linki paylaşıldı. Oysa arkadaşlarımızın yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı ve BTK’lar sandığa kimi istiyorlarsa onları getirdiler.
Seçme ve seçilme hakkının etkin kullanılmasının engellenmesi dünyanın her yerinde olduğu gibi bu ülkede de seçimin iptal sebebidir. Hazirun listesini kanuna göre seçimden 20 gün önce askıya çıkarmaları, yani ilan etmeleri gerekiyordu; onlar bunu seçime yalnızca 12 gün kala yaptılar.
Böyle özensiz ve böyle hukuksuz davranmaya devam ediyorlar. Açık söylüyorum: Bu seçim mahkeme koridorlarında biter. Tekrar ediyorum, Türkiye’de hukuk varsa buna dur denecektir.
Zaten hukuksuzluk ve mahkeme kararını tanımamak Bağlıkaya yönetimi için sıradan bir alışkanlığa dönüşmüş durumda; Orta Anadolu Bölge Temsil Kurulu seçimleri ile ilgili mahkeme kararı Mart 2024’ten beri uygulanmıyor. Mahkeme kararını umursamayan bir yönetim var.
Aslında mahkemeye bile gerek yok; Bağlıkaya ancak mahkemelerin verebileceği “yokluk” kararını bizzat kendisi veriyor ve bunu söylemekten bile kaçınmıyor. Yani 22. genel kurulda alınan kararı yok hükmünde saymakla yetinmiyor, mahkeme kararını da yok sayıyor. Bunun adını koyacak kelime bulmak çok zor.
Seçim sonrası senaryolar ve beklentiler
Seçim sonrası senaryolara ilişkin beklentimize gelecek olursak; ben seçimde bir sürpriz beklemiyorum. Bağlıkaya, seçim ortamını ve seçmen transferlerini tamamen kendi lehine dizayn etmiş durumda, muhalif seçmeni yıldırmak için ne gerekiyorsa yapmış hâlde. Bu şartlarda mucize beklemek saflık olur.
Biz, ibra oylamasında olduğu gibi, doğru bildiğimizi söylemeye ve yapmaya devam edeceğiz. Ancak tarihe not düşmek adına da olsa, seçim sonuçlarından bağımsız olarak yeni yönetimden hukuka saygılı, hukuka bağlı bir duruş beklemek bizim hakkımız.
Seçim süreçlerinde ve seçim takvimlerinde şeffaflık beklentimiz de doğal ve meşrudur. Yıllık 1 milyar TL’ye yaklaşan ve yeni yılda rahatlıkla aşacak olan belge satışı (üye kayıt gelirleri) ve aidat gelirlerinin harcamalarının devletimiz tarafından titizlikle incelenmesi gerektiği açıktır; ancak kamuoyu da bunu görmelidir.
Aklıma gelen ilk soru şu: Bir ulusal televizyon kanalında yayınlanan program için KDV dâhil ne kadar para ödenmektedir? Bugünkü genel kurulda bunu soran tek bir kişi bile çıkmadı maalesef; ne başkan adayları ne de başka biri. Medya ve tanıtım için harcanan bedeller kalem kalem açıklanmadıkça şaibe görüntüsü ortadan kalkmayacaktır.
Yeni döneme bakış ve kararlılık
24 Kasım sabahı birçok kişi için yeni bir sayfa açılacak ya da bazıları için kapanacak olsa da, biz yolumuza devam edeceğiz. Ekmeğimiz, inandığımız değerlerimiz ve hayalini kurduğumuz güzel günler için çalışmayı kararlılıkla sürdüreceğiz.
Kaynak: Diyaeddin Şahin