TÜRSAB TV yayını: Sorular, çelişkiler ve yanıt bekleyen gerçekler
TÜRSAB TV’de 13 Kasım’da yapılan canlı yayın, seçim sürecine ilişkin açıklamalar ve yanıt bekleyen sorular nedeniyle sektörde yeni tartışmalar yarattı.

TÜRSAB TV yayını seçim sürecine ilişkin tartışmaları artırdı. Yayındaki açıklamalar şeffaflık ve eşitlik konularında sektörde yeni sorular doğurdu.
13 Kasım’daki TÜRSAB TV yayını, seçim sürecine ilişkin açıklamalardan çok, yaratığı soru işaretleri ve ortaya koyduğu çelişkilerle gündeme oturdu. Kurumu 16 yıl yöneten bir ismin söylemleri, sahadaki uygulamalarla örtüşmeyen kararlar, değişen tutumlar ve yanıtı verilmeyen kurumsal sorular, sektörde ciddi bir rahatsızlık yarattı. Şeffaflık iddialarının pratikle uyuşmaması ve yayın akışındaki tercihlerin tarafsızlık tartışmalarını büyütmesi, üyelerde “Bu süreç gerçekten adil mi?” sorusunu yeniden alevlendirdi. Aşağıda Şahin Öztop’un kaleme aldığı köşe yazısı tüm bu başlıkları ayrıntılarıyla aktarıyor.
TÜRSAB TV yayını: Sorular, çelişkiler ve yanıt bekleyen gerçekler
Şahin Öztop — Mersin
13 Kasım 2025 akşamı TÜRSAB TV’de yayınlanan program, uzun zamandır görülmemiş bir ilgiyle takip edildi. Ne de olsa karşımızda, 16 yıl yönetim kurulu üyeliği ve 8 yıl başkanlık yapmış bir isim vardı. Ancak yayındaki tavır ve söylemler, sanki karşımızda ilk kez aday olan, geçmiş sorumluluklardan azade bir figür varmış izlenimi yarattı.
Oysa bu kurumun kaderiyle ilgili yapılan her açıklama, her öneri, her vaat geçmişle doğrudan bağlantılıdır.
Şeffaflık söylemi ve BTK çelişkisi
Canlı yayında sıkça vurgulanan “demokratik, adil ve şeffaf seçim” söylemi, ne yazık ki sahadaki uygulamalarla örtüşmüyor. Adaylara özel lojistik ve konaklama organizasyonlarının serbest bırakılması, BTK listelerinin fiilen adayların elinde olduğunu doğrulayan bir itirafa dönüşüyor.
Kongrede el kaldırılarak kabul edilen kararın, üyelerin çoğunun neye oy verdiğini anlamadan geçmesi ise ayrı bir kırılganlık yarattı. Bu durum, üyeleri rencide eden ve hafife alan bir yaklaşım olarak algılandı.
“Aday olmayacağım”dan “Adayım”a
Programın bir diğer dikkat çeken noktası, daha önce dile getirilen “Aday olmayacağım” sözünün tersine çevrilerek yeniden adaylık açıklanmasıydı. Kamuoyu doğal olarak soruyor:
- Ne değişti?
- Hangi gelişme bu söylemi bir anda hükümsüz kıldı?
- Yoksa makamın sağladığı imkânların cazibesi mi ağır bastı?
Eşitsiz rekabet: İmkânlar kimin elinde?
Yayında “Adaylar kendileri için oy verecek üyeleri taşıyabilir” denildiğinde kulaklar ister istemez geriliyor. Çünkü herkes biliyor:
Bu imkân eşit dağılmıyor.
Bir tarafta kurumsal araçlara, personele, finansal güce ve organizasyon kapasitesine sahip olan mevcut yönetim…
Diğer tarafta ise kendi imkânlarıyla mücadele eden iki aday: M. Nezih Hacıalioğlu ve Aylin Özsavaş..
Bu tablo bile başlı başına demokrasi ve şeffaflık söylemleriyle çelişiyor.
TÜRSAB TV neden tüm adaylara açık değildi?
TÜRSAB TV, üyelerin aidatlarıyla finanse edilen bir yayın platformu. Hal böyleyken yalnızca bir adayın ağırlanması, kurumun tarafsızlığına gölge düşürüyor.
Madem “TÜRSAB’ın itibarı her şeyin üstündedir”, öyleyse diğer adaylar neden bu zeminde kendini ifade etme hakkı bulamadı?
Bakanlıkla ilişkiler ve değişen tavırlar
Yayında Bakanlık’la çalışma konusu açıldığında birden değişen beden dili ve sertleşen üslup, izleyenlerde “Bu gerilimin kaynağı nedir?” sorusunu uyandırdı. Bir başkanın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, güçlü iletişim değil midir?
Kurumsal sorular hâlâ yanıt bekliyor
Şeffaflık vurgusu yapılırken, kamuoyunun yıllardır yanıt alamadığı sorular ortada duruyor:
- İştiraklerin toplam borcu nedir?
- Genel Merkez’in tapusu neden hâlâ TÜRSAB adına tescil edilmedi?
- Bina kimin borcu karşılığında bankaya devredildi?
- Başkanın maaşı ve harcama bütçesi nedir?
- Kuşadası’ndaki kongre merkezinin TMSF’ye geçiş süreci hangi borçlardan kaynaklandı?
- Türsab Çavdarhisar Oteli Belediyeye kiralandı; otelin kira süresi ve kira geliri neden açıklanmıyor?
Bu soruların hepsi, üyelerin bilgi edinme hakkının doğal bir parçası.
1618 Sayılı Yasa: Gerçekçi vaatler mi?
Programda 1618 sayılı yasayla ilgili yapılan vaatler ise gerçekçi bulunmadı. Zira yasa değişikliği; teklif, komisyon, genel kurul ve Bakanlık taslaklarıyla şekillenen uzun bir süreçtir.
Bu nedenle “Yasa değişecek” söylemi, daha çok bir seçim vaadi havası taşıyor. Üstelik sektör temsilcileri arasında, yasa yenilenirse mevcut yapının değişeceği ve bu nedenle mevcut yönetimin buna sıcak bakmadığı yönünde güçlü bir kanaat bulunuyor.
Son söz
13 Kasım’daki canlı yayın, beklendiği gibi soruları azaltmadı; aksine çoğalttı. TÜRSAB’ın geleceği, aidatlarla ayakta duran bu kurumun adaleti, şeffaflığı ve tarafsızlığı her zamankinden daha fazla sorgulanıyor.
Son 10 yılda acentaların ticaret yapması için tek bir iyileştirme oldu mu?
Demokrasi, tüm adayların eşit şartlarda yarışabildiği bir zeminde mümkündür. Eşitsizliğin gölgesinde yapılan her seçim ise kurumun itibarını daha da aşındırır.
Saygılarımla,
Şahin Öztop – Mersin
Kaynak: Şahin Öztop